İBRAHİM KOÇ

Ibrahim Koc “Tersyüz-Inside out” Sculpture-Installation exhibit.13 Apr-5 May 2010

İBRAHİM KOÇ HEYKELİNDE YENİ BİR SERÜVEN
Fırat Arapoğlu

Günümüzde başarılı bir sanatçı, çoğu zaman, geçmiş ve bugün arasındaki çelişkileri netlikle görebilmesi ve bu çelişkileri istikrarlı bir biçimde irdeleyerek, topluma yeni okumalar içerebilecek işler üretmesi ile tanımlanıyor. Bu tanım ekseninde çalışan sanatçı ise üretimleri ile bilgi aktarımında bulunmalı ve izleyicisi ile olan etkileşimini sadece estetiksel değil, düşünsel olarak da geliştirmelidir. Ancak bu biçimde üretilen sanat işi hem kendisi dönüşür hem de izleycisini dönüştürür.

İbrahim Koç heykelleri, ilk görüşte izleyicisini, ekspresyonist bir tarz ile karşılamaktadır. Ama sanatçı bununla yetinmemekte, aksine iletisinin aktive olması için heykeller ile uzun bir alımlama sürecine girilmesini arzulmaktadır. Tabii bu arzusunun ilk deneyim alanı kendisidir; sanatçı bilinçli olarak üzerinde çalıştığı yeni deneysel yaklaşımları bizatihi bilinçli olarak yaşamakta ve içselleştirmektedir. Bu nokta çok önemli, çünkü oradan oraya savrulan ve belirli bir ideolojide değil de, estetik “modalar” ekseninde sürüklenen sanatçılar, çoğu zaman sanat tarihinde, kendilerine hiçbir statik yer bulamayacaklardır. İbrahim Koç ise, sadece eleştirmen/sanat tarihçisi yargısına bırakmadan, kendi geleceğini çok erken dönemden kurgulamak gibi bir strateji ile yola koyulmuştur. Belki de çıkış noktası olarak kendisine sorduğu soru şu olabilir: Sanatsal kaygılarımı ben öncelikle farkedip, sorgulamazsam; ikinci adımı ne olabilir ki?

İbrahim Koç  2005’ten bu yana bir çok kişisel ve karma sergide boy gösteriyor. Ben Koç’un çalışmaları ile ilk karşılaştığımda, açıkçası yazıma değer bulmuştum ve ardından da son dönem heykelleri üzerine bir makale kaleme aldım. Tabii, sadece pozitif değil, öznel yargılarımdan oluşan bir değerlendirme ile bunu yapmıştım. Şimdi ise böyle bir proje ile ilgili olarak yazı yazarken, hala çalışmalarını yakından takip ettiğim sanatçı ile ilgili tespitlerimi paylaşmak istiyorum.

İbrahim Koç heykelinin öncelikle malzemesel açıdan doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü bu hem sanatçının potansiyelini gösterecek hem de metal, mermer ya da karışık teknikle üretilen işlerin geniş skalasını sunacaktır. Ancak bu şekilde, son döneminde ağırlıklı olarak üretimlerini metal malzeme ile oluşturduğu yargısına netlikle ulaşılabilir. Tematik bütünlük açısından düşünüldüğünde de üretimlerini mümkün olduğunca bütüncül bir bakış açısı ile yorumlamak gerekiyor, çünkü bu çalışmalar eğlenceli veya seyirlik bir üretimden çok daha fazlasını barındırıyor.

Sanatçı son dönemde, ürettiği devasa/küçük metal hayvan heykelleri ile tanınıyor. 2009 döneminde Klasik (Küratör: Ali Şimşek, Daire Sanat), 86/86 (Küratör: Beste Dürüst Gürsu, Taksim Cumhuriyet Galerisi), HYLT – My Name is Casper (Karşı Sanat & Bağımsız Sanatçı İnisyitifleri) ve TÜYAP Sanat Fuarı Alternatif Platform’da bu çalışmaların örneklerine tanık oldu sanatseverler. Sanatçı bu üretimlerinde, temsili bir yaklaşım gerçekleştirirken, ekspresyonist bir tarza bağlı olarak, geçmişten bu yana imgelere yüklenen ya da imgelerde yüklü “simgesellikleri” ters çevirmekteydi. Sanatçıdaki bu üretim nosyonu, onun direkt değil ama dolaylı yoldan öznel ve toplumsal sorgulamalarını yansıtmaktadır. Çünkü, imgelerin boyutsal olarak ters-çevirimi, imgede yüklü anlamları alaşağı ederken, bir çok post-modern okumaya da yol açabiliyor. Bu biçimde heykellerdeki minimal yapı, maksimum ironi içeriyor. Bu yargıyı destekleyen parametrelerden birisi de şu aslında; İbrahim Koç, öznelliğini belirli bir dereceden sonra devre dışı bırakmakta ve sanat izleyicisine (ve okuyucusuna) sahneyi bırakmaktadır. Amacı ise açıktır: “Dahi” sanatçıyı değil, dahi okuyucuları ortaya çıkarmak.

“Evrensel” sözcüğü, çağımız için sorunlu bir kelime de olsa, bir noktaya kadar sanatçının çalışmalarındaki bazı unsurları destekliyor. Hayvan boyutlarının ters-yüz edilmesi Sanatçının öznel yaşantısı kadar, bu üretimleri izleyenlerin duygu ve düşüncelerine de hitap ediyor. Eğer bir kez Koç’un heykellerini izleme süreci uzatılırsa, o zaman alımlama süreci çok daha verimli olacak ve bahsedilen unsurlar görülebilecektir. Sanatçının heykelleri böylece yeni okumalara olanak veren birer çalışma olarak tespit edilebiliyor ve bu yönü ile bitmiş bir iş üretiminden çok daha anlamı içerisinde barındırıyor. İktidar sorgusu, iktidar – toplum ilişkisi, otorite, devlet, güç gibi birçok alanın sorgulandığı görülebilir ve  bunlar tespit edilirken, eğer bir de sadece “tek bir esere” değil de, sanatçının genel üretim tarihine bakılırsa, bu anlamsallık daha da derinleşecek ve katmanlaşacaktır. Zira tek bir esere odaklanıldığında, geniş bir tarihsel ve sanatsal perspektif yakalanması olası değildir.

Bu şekilde, İbrahim Koç’taki temel malzeme duyarlılığına ve temasal bütünlüğe kısaca değindik; ama bu yeterli mi? Kuşkusuz hayır. Sanatçının diğer bir niteliği de, bu sergide olduğu gibi, sergilemelerinde çok çeşitli ortamları (media) kullanmaya başlaması. Bunun en yakın örneği, bu yılın Ocak ayında Casa Della Arte’deki “@PLAY” sergisinde görüldü; bu sergide sanatçı, 19 orta büyüklükteki sinek heykelini galeri duvarının köşesine denk gelecek biçimde enstalasyon olarak sergiledi. Bu çalışma, Koç’un modernist anlamda kabul edilen bir üretim biçimini – en temel anlamı ile “heykel” – post-modern bir üretim biçimi tarzı olan “enstalasyon” ile birleştirmesi olarak görülmüştü. Bu nokta önemliydi, çünkü sanatçıdaki sentez gücünü gösterirken, bu sentez ve farklı mecraların kullanımı, ortaya çok-ortamlı (multimedial) projelerin geleceğini de göstermişti.

Bu sergide de sivrisineklerden oluşan enstalasyonunun renkli bir versiyonu yer almakta, üretilen bir işin farklı bağlamlarda deneme ve sergileme deneyimi olarak. Öncelikle, heykel ve rengin, hala bir araya getirilmeleri çok zor olan iki kavram olarak sanat tarihindeki yerini koruduğunu söylemek olası. Halbuki renk, heykel üretimlerinde özellikle 15.yüzyıl sonrasında estetik kaygılar ile kullanılan bir üretim biçimi ve Ekspresyponizm’den, Kübizm’e, Sürrelizm’den, Yeni Gerçekçilik’e, Pop Art ve Minimalizm’e kadar yayılan uygulama tarihine sahip. İbrahim Koç da renk kullanımı ile bu sefer metalin “ağır, vakur” duruşunu biraz daha pop art’a yaklaştırıyor ve böylece rengin ekspresif niteliğini de kullanabiliyor.

Dört metrelik “Yusufçuk” heykeli, kendi tikelliği kadar, sineklerden oluşan enstalasyona da referanslı bir çalışma. Bir böcek türü olarak yusufçuk (dragonfly) birçok insanı, helikoptere benzer devamlı hareketliliği, göz alıcı renkleri ile kendisine çekmekte ve diğer birçok böcek türü gibi altı ayaklı olmasına rağmen, yürüme yeteneğinin olmaması nedeniyle de sürekli hareket halinde ya da bir yüzeye asılı olarak görülmekte. İbrahim Koç, bu böceğin, dört metrelik boyutlarda üretilmesi ile kuşkusuz helikoptere olan benzerliğine vurgu yapıyor. Sineklerle olan ilgisini ise, sivrisinekler gibi zararlı canlıları yemesi ile yusufçuğun doğadaki popülasyonu dengede tutmasında aramalı. Böylece belki de aslında her iki heykelin aynı konseptte buluşmasını, o alışık olunan doğadaki güçlü – güçsüz mücadelesine paralel olarak, doğadaki bir mücadele sahnesi olarak deneyimlemek mümkün.

İktidar ve sistemin değişkenliğine vurgu yapan çalışması “Bukalemun”, zemini mor renge boyayacak biçimde hareketli bir enstalasyon. Asaleti yansıtması ile bilinen mor renk, bukalemunun bu zemine gelmesi ile sarıya dönüşüyor. Bir müdahale unsuru ile hem sarı ve mor karşıtlığında hem de boyutsal tersyüz edilmede karşımıza çıkıyor. İktidara dair ironik bir sorgulamanın, çeşitli doğasal durumlara göre renk değiştirebilen bukalemun ile anlatılması ise, Koç heykelinden çıkarılacak çoklu anlamlardan birisi olarak dikkat çekiyor.
Mekana müdahale edecek biçimde yerleştirilen, üç metrelik “sivrisinek” heykeli ve iki metrelik boyutu ile yerde ölü bir halde yatan “Karınca” heykeli, nihai sergi yerleştirmesini birleştiren unsurlar. Bu çalışmalar doğadaki hayvanlar ve onlara yüklenen imgesellikleri tersyüz etmekteler. Diğer yandan mobilize sergileme unsurları da, kinetik heykel gibi üretim biçimlerine referans vererek, sanat tarihsel mirası da görünür kılıyor.

Bu üretimlerin hepsinin Koç tarafından yine çok-ortamlı bir tarzda ele alınması, işlerin hepsi ile alakalı stensil uygulamalarında görülmektedir. Sanatçı iktidar eleştirisini, 1980’lerden bu yana genellikle sokak sanatının ayrı bir dalı olarak ele alınan stensilleri ile daha da geliştiriyor. Stensiller, sıkça kullanılan üretim tarzlarından birisi olarak sanat düzlemine taşınmıştı; bienaller ve sergilerde bu uygulamalar ile karşılaşılmıştı. Bu sergide Koç’un iletilerini destekleyen bir yan kullanım olarak yer alıyorlar.

Güç, iktidar, manipülasyon, simgeler, doğa, seleksiyon ve oyun. Bu kavramların sorgulandığı bir alanda çalışıyor İbahim Koç. Geçmişin imgeleri, sanatçının üretimleri ile yeni bir mecraya açılıyor. Temel amacı iletisini aktarabilmek ve sanat izleyicisini aktif bir alımlayıcıya dönüştürerek, farkındalığını arttırabilmek. İşte o zaman Koç’un arzuladığı Aristotelesyen bir arınma (katharsis) oluşabilecek ve özelde şahit olan alımlayıcı ve genelde halk(lar) özgürlüğe adım atabilecekler.

Ibrahim Koç Heykel Sergisi “İktidar”

İKTİDAR

Geçmişten günümüze baktığımızda hep bir otoriteye yani iktidara ihtiyaç duyan ve bu nedenle bir anlamda onu çağıran bir köle ruhu (acı çekmeye istekli), temsil eden bir kitlenin olduğunu görürüz.

Çıkış noktası olarak da iktidarın tek taraflı bir dayatma olmadığını, eğer sınırlandırıcı bir yapı varsa bu sınırlandırmayı talep eden bir de kitlenin ya da öznenin olduğunu bilmemiz gerekir Sınırlandırılma ve bir üst irade ile yönetilme isteği tamamen insanların korkularına dayalı  psikoloji’lerin den kaynaklanmakta olduğunu düşünüyorum. Bir acı çektirenin (efendinin) olduğu yerde bir de acı çeken (köle) her zaman vardır. İktidarı sınır koyucu, buyurgan nitelikte bir otorite olarak düşündüğümüzde bu otoriteye ihtiyaç duyan ve bu nedenle bir anlamda onu çağıran bir köle ruhu temsil eden bir kitlenin olduğunu da varsayabiliriz.

“Foucault’ya göre İktidar her yerdedir ve farklı şekillerde ortaya çıkar. Örneğin Devletin bütün kurumlarında, Özel kurumlarda, Ailede ve günümüzde Sanat’da bile..

Toplumsal düzlemde düşündüğümüzde İktidar bir kavram olarak hükmetme isteği ve duygusunu içerir. Hükmetmek de kaçınılmaz olarak kendi karşıtını doğuracaktır: hükmedilme isteği.

Malesef ki hükmedilmeye meyilli ve iktidarı hep kabullenen bir toplumda yaşıyoruz.. İnsanlara dayatıldığı  üzere her bir şeyimizin özelleştirilip topluma adeta bir meyve tabağı gibi sunulan bütün kuralları kabul ediyor ve bunu üzerine hayatımızı belli kalıplara sokup hiç bir şeyi bile sorgulamadan hayatımızı devam ettiriyoruz.

Toplumuzuza baktığımızda hep yönetilme isteği duyan ve iktidarı kabullenen insanlarımız kendilerini hayatta tutabilmeleri adına bütün bu saçmalıklarıları kabullenmişlerdir. Bence bu durum mazoşistçe bir tavırdır. Mazoşistler kendilerine zarar vermekten ve zarar veren her bir şey’den  hoşlanırlar..

Heykellerim genellikle metal malzemerle oluşturduğum hayvan figürlerinden oluşmaktadır. Örneğin  Dinozor heykeli; bana göre bir taht, bir güç simgesidir.. Biliyoruz ki  iktidarlar da ellerine geçirdikleri gücü, sonsuza kadar ellerinde tutmak isterler.  At ise; özellikle geçmişte insanların hep yardımcısı ve yanında olmuştur. Fakat her zaman insanların yanında olan bu varlık aynı zamanda iktidar simgesi olarak da güçlünün yanında yer de almıştır. Günümüzde de hala politik iktidar arayışlarının simge anlatımına dönüşmüştür. Sivrisinek de kan emici, sömürücülüğün yanında, egemenliğin, güçlü ve iktidar olmanın simge varlığıdır.

Oluşturduğum bu hayvan heykellerinin doğadakilerden farklı olarak küçük olan hayvanı devasa büyüklükte, büyük olanı ise çok küçük olarak biçimlendirdim.  .Bunun nedeni ise doğaya ve gönderme yaptığım duruma zıt bir ilişki kurmaktır. Sanat, bana göre doğası gereği bir karşıtlık yaratan, alışıldık anlam ve işleyişi değiştiren bir güçtür. Kendisini ve toplumu alışılagelenin ötesine fırlatmayı çoğu zaman başarır. Sanat bu nedenle bireye ve topluma ivme kazandıran etkili bir güçtür.

İbrahim Koç

Ibrahim Koc Sculpture Exhibition “POWER”

 

POWER

When we look from the past to date, we see a mass that represents a soul of slavery (ready for suffering), always need an authority and therefore, in a sense, invoke it. As a starting point, we must also know power is not a one-sided imposition; if there is a restricting construction, then there is a person or a mass calling for this restriction. I think that requesting for being restricted and administered by an upper-determination have been growing out of the psychology of human being based on their fears. If there is a tormentor (master) at a place, them there is always a sufferer (slave). When we think the power as an authority restricting, bossy; we can suppose there is a mass that represent the soul of slavery that need this authority and so, invoke it in a sense.

According to Foucault, “power” is everywhere and comes into the scene in different forms. For instance, in all government agencies, private establishments, families and even in Art today..

If we think on a social platform, the power includes desire and feel for governing. To govern is, then, will generate its antagonistic counter: desire for being governed..

Unfortunately, we live in a society that is fond of being governed and accept always the power. We accept all the rules – rules have imposed on human being – that have been presented us like fruits in a plate. So, we live on with limiting our lives on same patterns and without questioning.

When we look at our society we see that human being accept these absurdities desire for being governed and for surviving. It seems to me that this situation is a masochistic attitude. Masochists like suffering themselves and tormentors that suffer them..

Mu sculptures generally presents animal figures from metal materials. For instance the sculpture Dinosaur is a symbol of a throne, power as it seems to me. We know that if the power takes a force, it wants to keep it ad infinitum. As for Horse, they were helper for humans and so they were always on human side, especially in the past. But these creatures were always on the powers’ side as a symbol of power. Even nowadays we can see it as a symbol of searching power. When we look at mosquito, it is a bloodsucker, exploiter; but also it is a symbolic existence of power and forcefulness.

These animal sculptures of mine differentiate from the natural sizes. I shaped the small animals as very big, contrarily I formed big ones as very small. The reason is that to establish relationship between nature and the situation that I gave reference. To me, Art, with its natural feature, is a power which creates a contrast; transforms the traditional meaning and process. It often is successful for throwing itself and society over beyond convention. Art, for this reason, is an effective power, accelerating the individuals and societies.

İbrahim Koç


Sculpture Art Blogs - BlogCatalog Blog Directory